Image Hosted by ImageShack.us
TEBESSÜM EVRENSE BİR DİLDİR :))

13/8/2009 ·

biLimin açıkLayamadığı 9 şey
Bilim, insandaki 9 davranışı açıklayamıyor.
Atomu bölen, insanın aya kadar gitmesini sağlayan ve hatta DNA'sını çözen bilim, insanoğlunun bazı gizemli davranışlarını açıklamak konusunda yetersiz kalıyor.

İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan habere göre, The New Scientist dergisi, insanların, bilim dünyasının açıklayamadığı davranışlarını sıraladı. Nedenlerine ilişkin değişik teorilere de yer verilen listede şu davranış biçimleri sıralanan
 
YÜZ KIZARMASI: İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin, insanın yalan söylediğinde diğerlerinin bunu anlamasını sağlamak için yüzünün kızaracağı şekilde evrimleştiği teorisiyle açıklamaya çalıştı. Bazı bilim adamları ise bunun zayıflığı ifşa ederek, olaylarla yüzleşmeye ya da daha içten davranmaya yardımcı olduğu fikrini savundu

KAHKAHA ATMAK: İnsanın ruh halini iyileştiren endorfin hormonu nedeniyle güldüğü düşünülüyor. Ancak 10 yıllık bir araştırmanın sonuçları, insanın espriden çok vasat sözler karşısında kahkaha attığını ortaya koyuyor.

 

ÖPÜŞMEK: Tüm toplumlarda görülmeyen, bu doğrultuda genetik olamayacağı yargısına varılan öpücük, emzirme ve eski insanların çocuklarını ağızlarıyla besleme alışkanlıklarıyla ilişkilendiren teorilere bağlanıyor

 

BURUN KARIŞTIRMAK: Her dört gençten biri, günde ortalama 4 kez burnunu karıştırıyor ve bunun nedeni bilinmiyor. Burun karıştırmanın, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine inananlar var.
 
RÜYA GÖRMEK: Avusturyalı nörolog Sigmund Freud'un, rüyaların bilinç altını yansıttığına ilişkin teorisine şüpheyle yaklaşılıyor. Rüyanın, genel olarak hisleri yansıttığı söylenebilir, ancak garip düşler görülmesinin nedeni henüz tam olarak açıklanamadı
 

BATIL İNANÇLAR: Dinin, bir anlam taşımayan, tuhaf, ancak rahatlatan alışkanlıklar olarak nitelendirilen batıl inançları tetiklediği düşünülüyor.

 
 FEDAKARLIK YAPMAK: Bu davranışın, insanlar arasındaki bağların geliştirilmesine yönelik olabileceği gibi sadece keyif verdiği için yapılabileceği savunuluyor.
 

SANATSAL FAALİYETLER: Dans etmekten, heykel tıraşlığa tüm sanat biçimlerinin, kişinin kendisini gösterme ve beğendirme isteğinden kaynaklanabileceğ i belirtiliyor. Nitekim bunun, sadece bilgi ve deneyim paylaşımı için bir araç olabileceği de düşünülüyor

ERGENLİK: Diğer hiçbir hayvanın bu dönemden geçmediğine dikkati çekiliyor. Bazı bilim adamları bu dönemin, insan beyninin olgunluk çağına geçmeden önce kendini yeniden düzenlemesine yardımcı olduğunu ya da gelecekteki sorumluluk dolu yıllar öncesinde insanın, davranış biçimleri açısından kendini denemesine izin verdiğini düşünüyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

1/6/2009 ·

 Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud' un kölesi olmuş.

Sultan, köleyi taşı dığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş .

Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş.

Bu geliş meyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsı z olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkar ılmasını bir türlü hazmedememişler.

Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibar ını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.

Bir gün Sultanın huzurunda bir sarayl ının diğerine şö yle dediği duyulmuş: Köle Ayaz'ın sık s ık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığı ndan adım gibi eminim. Sultan kulaklarına inanamamış . İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdi ğini, kapıyı kapattığı nı ve sandığ a gittiğini görmüş.

Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçay ı öpmüş aln ına koymuş ve sonra da açm ış. İçinden çıkan köleyken giydiğ i yırtık pı rtık bir elbise! Aynanı n karşı sı na geçmiş.

Kendi kendine, Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim oldu ğunu hatırlıyor musun? diye sormuş . Bir Hiçtin sen...

Hepsi hepsi satı lacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insan ın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler.

Şimdi sen de, nimetçe senden aş ağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatı rla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kap ıya doğru yürümüş.

Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş . Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanakları ndan aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.

Ve sultan mahmut:Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç oldu ğum kendi Sultanımı n huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin demiş.
TEBESSÜM EVRENSEL BİR DİLDİR

Yorum (yok) Yorum yaz!

18/5/2009 ·

Hedo Hedo Konferans finalinde


Gözlerimden uyku aka aka izlesemde maçı gurur duydum Hidayetin oyunundan ve takımını nasıl sırtlamasından.Kolay değil bir Türk evladının gidip orada var olma çabasında bulunması ve bunu başarması.Öyle basit bir olay gibi görünsede nerelere getirdiği belli basketbolunu...sen cok yaşa Hedo...sanki her sayı atışında ben sayı yapıyorum sanki Türkiye sayı yapıyor hissiyatında izledim maçını...sen çok yaşa


TEBESSÜM EVRENSEL BİR DİLDİR

Yorum (yok) Yorum yaz!

20/3/2008 ·

TÜRKİYE'den MESLEK YORUMLARI:)))

- Yahu sen inşaat mühendisiydin di mi?
- Evet??
- Baksana bu bina yıkılır mı?
- Ne bileyim ben, bisürü testi var bu işin öyle karpuza vurur
gibi anlaşılmaz bu işler!
- Ne biçim mühendissin lan sen?
-.......

2
- Bölüm ne?
- Makine mühendisliği
- Kaç tane kız var lan sizde ??
-........

3
- Ne çıkacan mezun olunca?
- Gemi inşaat muhendisi.
- Ha, kaptan felan yani.
- Yok ebe olacaz.

4
- Mesleğin ne evladım?
- Kimya muhendisiyim amca.
- Sabun, şampuan felan...
- Yok amca öyle değil; daha bi zor.

5
- Abi senin bölüm bilgisayardı di mi?
- Evet?
- Ya 6 haneli icq numarası nası aliyoruz? Öğretmişlerdir
size....
- (tabi tabi. okulda ders var ICQ101 diye) Ama, öğretmediler,
bilmiyorum.

6
-Ne mühendisisin?
-Endüstri mühendisi
-Ne endüstrisi?

7
Arkeoloji bölümünde okuyan bir kişi tarafından, bilgisayar
mühendisliğinde okuyan bir kişiye yöneltilmiş soru:
- Abi sen bilgisayar mühendisliğinde okuyordun dimi?
- Evet.
- Size hacker lik yapmayı öğretiyorlar mı, böyle bir ders var
mı?
- Lan, siz de tarihi eser kaçakçılığı diye bir ders var mı?
-?!

8
- Abi nerde okuyodun sen?
- Makine mühendisliği
- 4 yıllık mı?

9
- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Bu bilgisayarlar nasıl çalışıyorlar kuzum?
- İçlerinde elektronik devreler var, ikili mantığa göre...
- ??!
- Boşver, sen tak fişi çalışır onlar..

10
- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Yav bizim oglana şöyle iyi bişey, oyunlu falan, toplasak kaça
çıkar?

11
- Bilgisayar mühendisliğini kazandığına göre çok zeki
olmalısın.
- Yok ya o kadar değil.
- Salak mısın yani?

12
- Emre aslanım sen makine mühendisiydin de mi?
- Evet mahmut amca.
- Vallahi tebrik ederim seni.. ya bu arada bizim şofben
bozuldu, müsait
olduun bi zaman diyodum.

13
- Yavrum inşaat mühendisi mi olacaksın sen?
- Evet teyzecim.
- Ayy canim benim peki iş miş bulabilecek misin çıkınca, master
yapacak mısın?
master yapmadan da bir anlam yok artık. Mühendis kaynıyor
ortalık.
- ...Saol ya. Bunları hatırlattın ya huzura kavuştum şimdi.
Bozmasaydın ya şu
güzel ortamı, daha iyi olmaz mıydı?

14
- Ne iş yaparsın sen?
- Haberleşme mühendisi
- Yaw bu nokialarda radarın yeri tespit ediliyo mu. Nasıl oluyo
o ?
- Benim bu telefona nerden müzik yüklenir ?
- Sen şimdi telefon felan yapabiliyon mu bana da yap
- Bu uydu kanallar şifresiz felan nasıl izleniyo onun bi aleti
varmış, var mı sende

15
- Senin okuduğun bölüm ne yienim?
- Genetik mühendislii diyorlar teyzecim.
- Vah vah tıp fakültesi tutturamadın mı yavrum, böyle genetik
mühendisi olucan.?
- Kandan cerahatten pek hoşlanmam.

16
- Hmm yazılım mühendisliği nasıl oluyor o?
- Bilgisayar yazılımı üzerine.
- Yazı mı yazyorsun yani bilgisayarda?
- Evet yazı yazıyorum bilgisayarda. (la havle)

17
- Ahmet makina mühendisliği zor muydu?
- Tabi olum. termo, mukavemet, akışkanlar.. bunları geçene
kadar arkamdaki kıllar ağardı.
- Helal olsun valla. ya benim evdeki musluğa bi bakıverse lan,
damlatıyo kaç gündür.. o da akışkan sonuçta. he ne dersin?
- Allah belanı versin derim başka bişey demem.
18
- Sen şimdi ne okuyodun?
- Bilgisayar mühendisliği
- Evladım boşuna okuyosunuz siz, şimdiki çocukların hepsi
bilgisayar kurdu,
bizim oğlan bütün gün internet cafede.
- Tabii amca, anlıyorum..

19
Işçilerin yeni girmiş makine mühendisi hakkındaki yorumları:
- Bak mesela şu yeni giren mühendis var ya..
- hee.
- CNC nin "S" sinden bile anlamıyo..
- CNC de "S" var mı ki lan?
- Neyse işte anlamıyooo..

20
- Ne okuyorsun sen?
- Peyzaj mimarlığı
- Ne yapar o?
- Doğal çevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karşılamak için
incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parkların,
bahçelerin, tarım alanlarının ve yolların....
- Ha yani bahçıvan olucan!
- !!!!!!!!!!!

 

TEBESSÜM EVRENSEL BİR DİLDİR

Yorum (yok) Yorum yaz!

10/3/2008 ·

Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Sayılar

Türk kültüründe sayılar çok önemli bir yere sahiptir. Bunların büyük bir bölümü dini inanmalardan kaynaklanmaktadı r.

İnançlar yaşam biçimimizi doğrudan doğruya etkilemekte, bu etki, edebiyatımızda, sanatımızda, müziğimizde, halk oyunlarımızda kendini göstermektedir.
Bazı sayıların kültürümüzdeki işlevi İslamiyet öncesi sosyal hayatımıza dayanmakta, kimi sayılar destan ve masallarımızda önemli ölçüde yer almaktadır.
Edebiyatımızda da dinin etkisi çok fazladır. İslami inanışlar gerek halk, gerekse divan edebiyatında önemli ölçüde kendini hissettirmektedir.
İslam dininde bazı sayılar kutsal bir özellik taşır. Bir, üç, dört, beş, yedi, dokuz, oniki, kırk vb. sayıların dini bakımdan çeşitli anlamları bulunmaktadır. Kutsal özellik taşıyan bu sayıların anlamları çeşitli yazarlarca nesir biçiminde işlenirken, âşıklar tarafından da şiirlerde sık sık dile getirilmiştir.
Geleneksel kültürümüzde sayılar üzerine kurulan inançların kaynakları hem İslam dinine hem de Orta-Asya yaşayışına ve Şamanizme dayanmaktadır.
Destanlarımızda, masallarımızda, hikâyelerimizde, şiirlerimizde ve günlük yaşayışımızda sık sık rastladığımız sayıları geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde şu şekilde belirlemek mümkündür.

"Bir" Sayısı
İslam dininde bir sayısı Allah'ı ifade eder. Allah birdir ve tektir. Dede Korkud'ta …… yerde geçen bir sayısı âşıklarımızın dilinde ve telinde:
Onlar birdir bir oluptur
Hak içinde sır oluptur
Tecellide nur oluptur
Allah bir Muhammet Ali
(Pir Sultan Abdal)
Şah-ı Merdan kullarıyız
Biz biriz birkaç değiliz
Kanaat ile yürürüz
İllâ tokuz aç değiliz
(Hatayi)
biçiminde sıkça dile getirilmiştir.

"Üç" Sayısı
Geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde en çok işlenen sayılardan biridir. H. Avni Yüksel, Şaman dininin esaslarına göre âlem üç bölümden meydana gelmiştir, deyip bunları:
a)Yeryüzü (orta dünya)
b)Yer altındaki karanlık dünya (aşağıdaki dünya)
c)Gökteki nur âlemi (yukarıdaki sema)
biçiminde açıklamaktadır. [1]
Ziya Gökalp de:
"Şamanizm, yukarıdaki semayı önce üç kat olarak tasavvur etmiştir. Oğuzun sağ kolu üç oktan oluştuğu için, yukarıdaki semanın üç oktan olması tabii olarak kabul edilmektedir. Yakutlar'daki ateşin üç çeşitten olmasının sebebi de, kâinatın üç bölümden meydana gelmesi yüzündendir."
demektedir.[ 2]
Türk kültür tarihimizde ve geleneksel kültürümüzde "üç" sayısı ile ilgili hususlara çok değişik biçimde rastlanmaktadı r. Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür:
·Eski Türk efsanelerinde "üç" sayısına çeşitli motiflerde rastlanmaktadı r. Türkler'e göre insan, evrenin üç önemli varlığından biri olarak kabul edilir.
·Türk mitolojisinde de ilahlar Gök-Tanrı, Yer-Sular ve Yağız-Yer olmak üzere üçe ayrılır.
·Bir Türk efsanesinde ****** burcu, üç ana yıldızla iki yan yıldızdan oluşmuştur. Üç yıldız göğe kaçan geyikleri, iki yıldız ise onları kovalayan avcı ile yayı olmuşlardır. ****** burcunun üç yıldızı çoğu Türk efsanelerinde, usta bir avcı tarafından amansız bir şekilde kovalanan ve canlarını kurtarmak için kendilerini göğe atan "üç geyik" gibi tasavvur edilmiştir.[3]
·Karluk Türkleri üç aşiretten meydana gelmiştir.
·Oğuz menkıbesine göre Oğuz Han üç gün annesinin sütünü emmemiş, annesi üç gece gördüğü rüya sonucu rüyasında kendisine söylenilen şekilde hareket etmiştir.
·Oğuz'un iki eşinden üçer tane oğlu olmuştur. İlk eşinden olan çocukları Gökhan, Dağhan, Denizhan Bozoklar'ı, ikinci eşinden olan Günhan, Ayhan, Yıldızhan da Üçoklar'ı oluşturmuştur.
·Oğuz'un oğullarından biri bayrağında sembol olarak altın bir yay üzerine üç gümüş ok kullanmıştır.
·Göç destanının İran rivayetinde Boğu Han'a Tanrı tarafından verilmiş üç karga bulunmaktadır. Bu kargalar memleketin her yerinde olup bitenden hakana haber getirmişlerdir. [4]
·Çin Türklerinde düğün merasimi üç aşamada yapılır. Gelin kız kocasının evine geldikten sonra üç gün kocası, kaynanası ve kayın babasıyla karşı karşıya gelmesi yasaktır.
Manas destanında da üç sayısının ön planda olduğu görülür. Manas'ta rastladığımız üç sayısı ile ilgili unsurlardan bazıları şöyledir.
·Manas'ın elde tuttuğu yerlerden birinin adı Üç Koşay'dır.
·Semetay üç gece aynı rüyayı görür.
·Manas üç gün kimse ile konuşmaz.
·Kırgızların ayrılmaz yiğitleri üç tanedir.
·Manas'ın önüne üç kız gelip yüzlerini yırtarak ağıt söylerler.
Dede Korkud hikâyelerinde de üç sayısının 43 defa yer aldığı görülmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:
·Bamsı Beyrek hikâyesinde Bey yiğit, düşmandan esir bezirgân ve malları kurtarınca karşılık olarak üç şey beğenir.
·Dede Korkut'un yakarışı ile Deli Kaçar'ın eli yukarıda kalınca, bacısını vermeye razı olur ve üç kere ağzından ikrar eyler.
·Çoban, sapan ile bir yere taş atınca o yerde üç yıl ot bitmez.
·Dirse Han Oğlu Boğaç Han hikâyesinde Dirse Han'ın oğlu Boğaç, üç kabile çocuğu ile aşık oynar, üzerlerine gelen boğadan üç oğlan kaçar Boğaç kaçmaz.
·Bayındır Han Begil'i üç gün av eti ile besler.
"Üç" sayısı atasözlerimizde ve deyimlerimizde:
·Er oyunu üçe kadar
·Üç nal ile bir ata kalmak
·Üçe beşe bakmamak
·Üç aşağı beş yukarı
·Balık ile misafir üç gün sonra kokmaya başlar
biçiminde yer aldığı gibi bilmecelerimizde de:
Üçü üçler çağıdır
Üçü cennet bağıdır
Üçü derer devşirir
Üçü vurur dağıtır
(Mevsimler)
biçiminde rastlanmakta olup; masallarda da "üç gün üç gece, gökten üç elma düştü, padişahın üç oğlu, üç zaman sonra" gibi söyleyişlerle sık sık karşımıza çıkmaktadır.
"Üç" sayısı Alevi toplumu için de çok önemli olup üçler sözü ile Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ifade edilmektedir. Semahlarda da üçler aşkına üç çift kalkıp samah oynar.
Köroğlu destanında da önemli bir yeri olan "üç" sayısı için destanda Köroğlu'nun:
Süremedim kara günün demini
Giyemedim güveyilik donunu
Üç gün oldu kır at yemez yemini
Söylen Demircioğlu durmasın gelsin
biçiminde söyleyişi görülmektedir.
Âşıkların dilinde ise:
İşte bu deme gelince
Üç kez doğdum anneden
Nice yavru uçurdum
Nice âşiyâneden
(Kaygusuz Abdal)
Kudret tarafından üç melek geldi
Cebrail emretti eflâke saldı
Anda coşan nuru ikiye böldü
Can, hasret kalemin çalandır Haydar
(Sadık)

"Dört" Sayısı
"Dört" sayısıİslam felsefesinde ve halk inanışlarında bazı temel unsurları nitelendirmek için kullanılır. Bunlardan bazıları Dört unsur, Dört tabiat, Dört Kitap, Dört Melek, Dört Mezhep (Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî)'dir.
Bektaşilikte tasavvuftan gelen Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat kavramları "Dört Kapı" ifadesiyle anlatılır.
Âşıkların dilinde en çok kullanılan dört kapı kavramı:
Dervişin dört yanında dört ulu kapı gerek
Nereye bakar ise gündüz ola gecesi
Bu Şeriat güç olur Tarikat yokuş olur
Marifet sarplı durur Hakikattir yücesi
(Yunus Emre)
Tarikat iman gerek
Bir tastik iman gerek
Talip bu dört kapının
Varından tamam gerek
(Kul Himmet)
deyişlerinde olduğu gibi sık sık dile getirilmiş, kimi zaman da:
Açıldı Hak kapısı
Sunuldu aşk dolusu
O dört kapıdan içre
Girenin canına hû
(Kemterî)
Yaratmıştır onsekiz bin alemi
Cebrail arştan indirdi kelâmı
Dört kapının yazıldığı kalemi
Diyen bilmez bilen demez ne seyran
(Derviş Mehmet)
Dört kitap dört mezhep adem eşyadır
Ol mahbubun ismi ruha gıdadır
Söyleyen söyleten nutk-ı Hudâ'dır
Tûti lisân eden kendidir kendi
(Seyranî)
Dört Melek halketti Hallak-ı cihân
Birer hizmet üzre müekkil her an
Mikâil'e Bârân Cibril'e Kur'ân
Azrail'e ervâh İsrafil'e Sûr
(Dertli)
Dinleyip öğüdün almayan kişi
Dinin tarikatin bilmeyen kişi
Dört mezhep nedendir gömeyen kişi
Harap olur nice kuldur efendim
(Kul Himmet)
deyişlerinde belirtildiği gibi dört kapının yanı sıra dört kitap ve dört mezhebi işaret edilmiştir.

"Beş" Sayısı
İslam inancında önemli bir yer tutan "beş" sayısı, çoğu kaynaklarda beş vakit namaz olarak gösterilir. Bunun dışında elde beş parmak vardır. Hattatlar Allah yazısını genellikle el şeklinde yazarlar. Ayrıca beş demekle Ehl-i Beyt kastedilir. Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.
Âşıkların dilinde:
Vaiz olsan camilerde şakısan
Beş vaktini kılmayana kakısan
Dört kitabı ders eylese okusan
Ali evliyadır bilmeyince fayda yok
(Sefil Ahmet)
deyişinde olduğu gibi kimi zaman beş vakit namaz olarak belirtilirken, kimi zaman da:
Üçler beşler o kapıyı açtılar
Muhabbete misk ü amber saçtılar
Haklıyı haksızı orda seçtiler
Suçlu olanlara yer bulunur mu
(Sakine Bacı)
Üçler dü âlemde birliğe yettin
Beşler de onların dâmenin tuttu
Birlik lokmasını yediler yuttu
Dâmeni pâk olan pirler de billah
(İlhamî)
deyişlerinde olduğu gibi Ehl-i Beyt kastedilmektedir.

"Yedi" Sayısı
"Yedi" sayısı, Orta-Asya'daki Türk boylarından günümüze kadar Türk halk inançları ile günlük yaşamlarında en çok sözü edilen sayılardandır.
"Yedi" sayısı, Anadolu'da ve bütün Türk boylarında kutsal sayılmaktadır.
Bunlardan bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür.
·Altay Türklerine göre ayın tutulması "yedi başlı dev" yüzündendir.
·Kırgız Türkleri'nde Kutup Yıldızı'nda bulunan "Büyük Ayı"ya, "Yedi Bekçi" denir.
·Orta Asya ve Anadolu Türklerine göre yer yedi kattır.
·Kur'an-ı Kerim yedi harf üzerine inmiştir.
·Mekke ile Medine arasında yedi kale vardır.
·Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Peygamber kıssasındaki rüyaya göre yedi besili ineği, yedi zayıf inek yer yorumunda yedi yıl kıtlık olur.
·Hac'da Kâbe yedi kere tavaf edilir.
·Kur'an-ı Kerim'de geçen Eshab-ı Kehf olayı, Yedi Uyurlar olarak bilinir.
·Hz. Ebubekir Mushaf'ı yedi suret yazdırmıştır.
·Cuma namazının yedi farzı vardır.
·Süleymaniye camii yedi senede yapılmıştır.
·Çile yedi yıl doldurulur. Yunus Peygamber Diyarbakır kalesinde yedi yıl oturmuş, Eyüp Peygamber, Harran'da bir mağarada yedi yıl çile doldurmuştur.
·İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuştur.
·Bursa'da yedi Osmanlı türbesi vardır.
·Osmanlı Devleti kurulduktan sonra yedinci asırda yıkılmıştır.
·Dünyanın yedi harikası vardır.
·Gökkuşağı yedi renklidir.
·Başta yedi delik vardır.
·Dilimizde sözcük türleri yedi tanedir.
·Gökteki takım yıldızlarının en ünlüsü Ülker Yıldızı'na "Yedi kandilli Süreyya" denir.
·Müzik notası yedi tanedir.
·Ailede soy yedi göbeğe kadar çıkarılır.
·Kefene yedi arşın bez de denir.
·Mevlâna'nın mesnevisi yedi cilttir.
·Anadolu'da düğünün en namlısı yedi gece, yedi gündüz olanıdır.
·Çocuk yedi yaşında okula gönderilir.
·Hafta yedi gündür.
·Tehlikeli ve sağa sola zorla baskı yapanlara "yedi bela" denir.
Âşıkların dilinde ve telinde de yedi sayısı:
Seyrangâhı imiş arşın yücesi
Düldül imiş Kanberi'nin hocası
Server Muhammed'in Mi'rac gecesi
Yedinci felekte arslan olan şah
(Pir Sultan Abdal)
Münkirin gıdası Hak'tan kesildi
Nesimî yüzüldü Mansur asıldı
Dünya yedi kere doldu ıssıldı
Dolduran Muhammet eken Ali'dir
(Pir Sultan Abdal)
Musahipsiz yedi adım varılmaz
İrfan olmayınca ağu yudulmaz
Yularsız deve katara gelmez
Hakk'ın bir ikrarın kime verdin sen
(Teslim Abdal)
Toprak yurt bulmaya güvercin uçtu
Yedi yıl deryada hem kanat açtı
Bir yeşil kubbeye kondu konuştu
Bir avuç tûranın saçanıyız biz
(Hüzeyin Fevzî)
biçiminde dile getirilmiştir.

"Dokuz" Sayısı
Türklerde kutsal sayılan sayılardan biri de "dokuz" sayısıdır. Bu sayıya geleneksel kültürümüzün her aşamasında rastlamak mümkündür.
Altay Yaratılış Destanı'na göre Tanrı yerden "dokuz dallı" bir ağaç bitirerek her dalın altında bir insan yaratmıştır. Bunlar dokuz insan cinsinin ataları olmuştur. Bu dokuz insana "Dokuz Dedeler" denmektedir. Bu durum destanda:
Tanrı yine buyurdu: -Bitsin, dokuz dalı da!
Dallar çıktı hemence, dokuzlu budağı da.
Kimse bilmez Tanrı'nın düşüncesi ne idi
Soylar türesin diye şöylece emir verdi.
Dokuz kişi kılınsın, dokuz dalın kökünden
Dokuz oymak türesin, dokuz kişi özünden![5]
biçiminde görülmektedir.
Âşıklarımızın dilinde:
Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz
biçiminde örneklerine az da olsa rastlanan dokuz sayısı kültür tarihimizde oldukça önemli yer tutmaktadır.
·Türk hakanlarının hakimiyet alameti davul ve tuğlar dokuz tanedir.
·Altay Türkleri'nde Şamanların omuzlarında dokuz ok ve yay sembolü bulunmaktadır.
·Ergenekon Destanı'nda da dokuz sayısı "Dokuz Oğuz" adı ile bir isim olarak yer almaktadır
·Manas Destanı'nda sık sık rastladığımız dokuz sayısı Dede Korkud'ta da "Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim oğul" , "dokuz bazlam ile bir külah yoğurt" "Dokuz çoban" gibi ifadelerle görülmektedir.
Halk takviminde "Mart dokuzu" deyimi olarak görülen dokuz sayısı atasözleri ve deyimlerimizde de sıkça kullanılmıştır. Bunlardan bazıları:
·Dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
·Dokuz ölç bir biç.
·Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
·Güzellik ondur, dokuzu dondur.
·Doğru söyleyeni dokuz köyden doğarlar.
·Boğaz dokuz boğumdur.
·Dokuz ay karnında taşımak.
·Bir kaşık ile dokuz abdal geçinir.
·Aca dokuz yorgan örtmüşler yine uyuyamamış.
·Dokuz doğurmak.

"Oniki" Sayısı
"Oniki" sayısı halkımızca kutsal sayılan sayılar arasındadır. Bu sayı özellikle Alevi ve Bektaşiler tarafından kutsal bir sayı olarak bilinmektedir. Oniki sayısı oniki din büyüğünün adı için Oniki İmam deyimi olarak kullanılmaktadı r. Birincisi Hz. Ali olan Oniki imamlar sıra ile şunlardır. l. Hz. Ali, 2. Hz. Hasan, 3. Hz. Hüseyin, 4. Muhammed Bâkır, 5. Zeynel Abidin, 6. Câfer-i Sadık, 7. Musa-i Kâzım, 8. Ali Rızâ, 9. Muhammed Takî, l0. Ali Nakî, ll. Hasan Askerî, l2. Mehdî .
Edebiyatımızda Oniki imamın adının geçtiği şiirlere "Düvazdeh imam" ya da "Düvaz" denilmektedir.
"Oniki" sayısı âşıkların dilinde ve telinde en çok dile getirilen sayıdır. Bunlardan bazıları:
Oniki İmam'a niyaz eylerim
Hasan Askerî'ye hâlim söylerim
Muhammed Mehdî'ye tamam eylerim
Cümle günahıma imamlar medet
(Derviş Mehmet)
Oniki İmam'ın demin görmüşüz
Safine-i Nuh'a biz de binmişiz
Muhammed Ali'ye ikrar vermişiz
Güruh-i Nâcîyiz dönmeyiz geri
(Hayriye)
Gelin vaz geçelim biz bu gümandan
Sakın çıkarmasın dinden imandan
Şefaat umarız Oniki İmam'dan
Onların atası Ali değil mi
(Kul Himmet)
Böyle bulmuş tadın her helvacılar
Oniki İmam'dan okur nâciler
Felekler semanın döner bacılar
Nefsin başını biç üryan ol da gel
(Seyranî)
Kul Veli'yim Hakk'a niyaz ederim
Hakk'ın buyurduğu yola giderim
Dinim Hak'tır Hak kelâmı söylerim
Oniki İmamlara ereyim deyu
(Veli)
Dedemoğlu görmüş idi düşünü
Eğildi secdeye koydu başını
Ali'ye pay çıkardılar döşünü
Oniki İmamların kurbanıyım ben
(Dedemoğlu)
Pir Sultan Abdal coşkuna
Gel otur gönül köşküne
Oniki İmam aşkına
Ben bu seri vere geldim
(Pir Sultan Abdal)
Hû diyelim gerçeklerin demine
Gerçeklerin demi nurdan sayılır
Oniki İmam katarına uyanlar
Muhammet Ali'ye yardan sayılır
(Hatayi)
biçimindeki söyleyişlerdir.

"Kırk" Sayısı
Türkler tarafından,ilk çağlardan bu yana "kırk" sayısının kutsallığına inanılmaktadır. İslamiyette de Kur'an'dan bu yana önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Örneğin, Kırk erbain Kur'an'da 48 kez geçmektedir.
Alevi ve Bektaşilerde Hz. Ali'nin başkanlık ettiği kırk kişinin meclisine "Kırklar Meclisi" denmektedir.
Bu sayı geleneksel kültürümüzde de değişik biçimlerde görülmektedir. Bunların bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür:
·Doğumdan sonra kırk gün içinde bulunan anne ve bebeğe "kırk" denir.Kırk çıkması, anne ve bebek için önemli bir olay olarak kabul edilir.
·İnanışa göre, çocuk ayaklarını basmazsa ve gelişmezse buna "kırk bastı" denir.
·Kırklı çocuğun elbise ve bezlerinin suyunun dışarı atılmayacağına inanılır.
Oğuz Kağan ve Satuk Buğra Han Destanlarında, kırk sayısına sıkça rastlanır.
·Oğuz, kırk günde yürür.
·Manas Destanı'nda kırk sayısı 127 yerde kırk yiğit, kırk savaşçı, kırklar, kırk cura, kırk gelin, kırk alp, kırk güzel, kırk kulaç vb. biçimlerde görülmektedir.
·Dede Korkud'ta da kırk yiğit, kırk namert, kırk er, kırk otağ, kırk gün kırk gece gibi ifadelerle yüz yerde karşımıza çıkmaktadır.
Kırk yiğit motifinde olduğu gibi, kırk kız motifi de bütün Türk destan ve masallarında çok geçer. Bey ve beyin oğlunun kırk yiğidi bulunduğu gibi hanımların da kırk kızı bulunur.
Anadolu'da yer isimlerinde de Kırkağaç, Kırklareli, Kırkpınar, Kırktepe, Kırkkuyu, Kırkkavak gibi rastlanmaktadı r.
Âşıklarımızın dilinde ve telinde ise "kırk" sayısı:
Kırklar arzeyledi Elmalı şehri
Boğazhisarında ol böldü nehri
Bol yerde küffara eyledi kahrı
Ol dem kılıç aldı pîrim eline
(Geda Muslu)
Sersem Ali vardı pîre dayandı
Çırağımız kırk budaktan uyandı
Mürşid olan her bir renge boyandı
Hünkâr Hacı Bektaş pirim hû deyu
(Sersem Ali)
Payım gelir erenlerin payından
Muhammet neslinden Ali soyundan
Kırkların ezdiği engür suyundan
Bir sen iç sevdiğim bir de bana ver
(Kul Hüseyin)
Pîr Sultan'ım eydür dünya fanidir
Kırkların sohbeti aşk mekânıdır
Kusura kalmayan kerem kânıdır
Gönülde karası olan gelmesin
(Pir Sultan Abdal)
Kırklar meydanına vardım
Gel beri ey can dediler
İzzet ile selam verdim
Gel işte meydan dediler
(Hatayi)
Üçler yediler sâkî görürsün
Kırklardan bâdeyi bâkî görürsün
Vücudun şehrinde Hakk'ı görürsün
Seyranî bu şehre seyran ol da gel
(Seyranî)
biçiminde ifadelerle dile gelmektedir.
Bunların dışında halkımız tarafından kutsallığına inanılan sayılar da bulunmaktadır.
İnsan vücudunda 366 kemik bulunduğundan 366 sayısı kutsal sayılar arasında gösterilmektedir.
Yetmiş iki milleti işaret ettiği için 72, Ondört mâsum-ı pâk için l4 sayısı, Allah'ın adlarını ve doksan dokuz Nebî'yi işaret ettiği için 99 sayısı da kutsal sayılar arasında gösterilmektedir.

 

TEBESSÜM EVRENSEL BİR DİLDİR

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::